Efe Akovali

2007 - 2007
LocationTurkey/İzmİr
Age0
Date of Birth4/2007
Date of Death4/2007
Visitors7,456 since 17/09/2007
Creator

´*•.¸(*•.¸♥ ¸.•*´)¸.•*´ ´*•.¸(*•.¸♥
EFE AKOVALI 10/04/07-23/04/07

´*•.¸(*•.¸♥ ¸.•*´)¸.•*´ ´*•.¸(*•.¸♥

´*•.¸(*•.¸♥ ¸.•*♥ HAPYBIRTDAY EFE´*•.¸(*•.¸♥

Sevgili Efecik
10/04/2007 tarihinde Saat 11:00 'de İzmir/Bornova Şifa Hastenesinde 2600 Gr 50 Cm
doğdu.
Bizimle birlikte 13 gün Yaşadı.
Nedenini bilemediğimiz bir hastalıktan dolayı kaybettik.
Ama yapılan araştırmalar sonucunda oğlumuzun sağlığında bir problemle
karşılaşılmadı.
Annesinin ve babasının biricik güzel oğluşu.....
Bütün ailen seni ÇOKKKKKKK seviyor ve çok özlüyor...
Küçük meleğim RAHAT UYU CaNıM YaVrUm.....

´*•.¸(*•.¸♥ ¸.•*´)¸.•*´ ´*•.¸(*•.¸♥ ¸.•*´)¸.•*´´*

------♥♥------GUNES (MAM)
----♥♥-♥♥--- -
---♥♥---♥♥-- -İZZET (DAD)
---♥♥---♥♥-- -
---♥♥---♥♥-- -LOVE
----♥♥-♥♥--- -
-----♥♥♥------EFE
----♥♥-♥♥--- -
---♥♥---♥♥-- --MİLLİON KİSSESSS
--♥♥-----♥♥- --

´*•.¸(*•.¸♥ ¸.•*´)¸.•*´ ´*•.¸(*•.¸♥ ¸.•*´)¸.•*´´*

MESAJLARINIZ VE MUMLARINIZ İÇİN TEŞEKKÜRLER....
**** THANK YOU MESSAGE and CANDLES ****





Recent Gifts

Recent Tributes


page:
3
... 22

Ya Rasulallah benim, hep hasretim var Sana,
Çünkü her güzelliği bahşeylemiş Yar Sana!

Yanağımın güneşi cennetin uğurudur,
Hakkında söylenecek söz var iş de budur!

Ten hasret, dide hasret, hep can Yakubu hasret,
Vuslat anına kadar dinmeyecek bu hasret!

Servi, çemen, nilüfer, toprak, hava, su hasret;
İki alem bağında gülün kokusu hasret!

Güzelliğin zamana gül hediye ederdi,
Şimdi bütün alemin başından aşkın derdi!

Büyüdü dağlar gibi hep dura, dura hasret,
Sen gideli dünyadan o kutlu Hira Hasret!

Ya nebiyyallah! Artık hicranın adı hasret,
Niceye bir yanayım, yolu tıkadı hasret!..

Ben değilim tek yanan, ben değilim tek hasret,
Bülbül, ceylan, güvercin, her can, her yürek hasret!

Rahmani koku taşır sevdanı çeken Senin,
Onun güzel aşkına eki ermez kimsenin!..

Göz var ki seni gördü, göz var ki sana hasret,
Ne kadar yakışmada aşık insana hasret!.

Çünkü nurunun sinmiş her yere kokusu,
Hasret vadilerinde bu yüzden çağlıyor su!

Bu iklim-i fenada çekmedeyim ben hasret,
Yarın ruz-i cezada koma beni sen hasret!

Ey Hatemü'l Enbiya, zaman gösterdi bana,
Kimseden meded olmaz, sen atarsan yabana!

Necati ne desin ki, Padişaha kul hasret,
Bir başka yar edinmez, etse de pul, pul hasret!..

Mustafa Necati Bursalı

Mam Gunes (Mam) April 22, 2008

Sen gittin, hazan düştü bahçemize

Sen gittin, tarumar oldu her şey

Sen gittin, geriye
doyumsuz bir aşk bıraktın bize.



Sevgili!
önce kum deryalarına düştük sonra serâba
bugüne kadar umutlardı bizi ayakta tutan
sevdandı kimsesiz çöllerde yürekleri bir tutan,
yalnızlığa açılır bütün kapılar sensiz
sen yoksun diye, sicim sicim karanlık yeşerdi içimizde
dalga dalga hasretindi kalbimizde alevlenen
gönlümüze batan dikenler ne ki
büyüttüğümüz güller sadece sen kokmak içindi.



Sevgili
en haşin haliyle girdaba düştük
sensizliğe sürgün edildik ilkin
sonra mağara arkadaşın bırakıp gitti bizi
sonra kılıçların efendisi
ardından cennet gençlerinin efendileri
ve diğerleri birer birer bırakıp gittiler bizi
dilimiz lâl, âmâ kaldı gözlerimiz
sen olmasaydın kalpler sevmeyi öğrenebilir miydi!
ey, ihsanda nisan bulutunu geçen Sevgili.
örümcek, gözlerde hâlâ en kalın perdedir
sırların sırrı kisranın sarayında
ondört burcunun düştüğü yerdedir.
en büyük mucizen Kur’an’dı, sonra Sen’din
güneşi sağ eline, ayı da sol eline alsaydın
yine de çözülmezdi ebterlerin kalbindeki kir!


ey ay yüzlü güzel!
bütün kelamları yazan kalemin emriydi gidişin
oysa ne kadar çok beklemişti gelişini Hira
ne kadar da çok yolunu gözlemişti Râhip Bahira
bir tek Bilâl değil, cihan alışmıştı sana
hüzündü ardında biriktirdiğimiz
yokluğunun vadilerinde yuvarlanırken
yaralı kalbimizin fısıltısına
günâha battık ama konuşan gözlerimizin hıçkırığına
“tebessüm sadakadır” fermânınla
bir damla bengisu ver n’olur
n’olur nûrunu gönder yoksul umutlarımıza.
asırlardır yetimliğe açılır gözlerimiz
bir pazartesi ilk defa, aşk gibi aşk yaşamıştı dünya
ilk defa karşı karşıya gelince Bedir’de, baba ve oğul
çoğalmıştı dillerdeki keşkeler,
haberler uçuran bir güvercinin kanatları altında
eleverir bizi ahir zaman.


Sen gittin, hazan düştü bahçemize
Sen gittin, tarumar oldu her şey
Sen gittin, geriye doyumsuz bir aşk bıraktın bize.


hicretimiz var kervan kervan yurduna
bizi de coşkuyla karşılar mı Medineli kadınlar
kardeş kabul eder mi ensar bizi de
ondört asırdır takvimlerde kalınca bahar
adı Muhammed olmayan güller dövünür.
omuzlarımızda taşıyamadığımız en ağır yük
bestelenmemiş gidişindi, sevdandı
hasretindi her taşa desen desen nakşettiğimiz!


ey gecemizi gündüze çeviren sevgili
kardeşin “Yusuf’u görüp
ellerini kesen kadınlar
seni görselerdi kalplerini keserlerdi”
nisanı unuttu yokluğunda dünya
nisyan sardı bütün cihanı sen olmayınca
her hayat bir ırmaktır sana akan
yolu sana kavuşamayanın
daim zehirdir damarlarında dolaşan.
yüzünü göster ağustos gülü oluversin ateş, çöller vaha
sen olmayınca gökler bir damla rahmet indirir mi
hasretinden çatlamış dudaklarımıza!
Necâşi’nin Zeylâ’sından davet var yine!
gel ki nisanı nisan gibi, baharı bahar gibi
aşkı aşk gibi yaşayalım bir daha!
müjdelediğin gibi altı asırdır
ezanlar hala dalgalanır Konstantin burçlarında.


heybemizde senin özlemin
dünya saltanatına bedel kaç insan
hizmetkarın olmayı istemişti.
şimdi bahtsız bir kıtada iz süreriz sana kavuşmak için
şimdi resimlerle tarifsiz uçurum kenarında dünya
gül iklimini çoktan yitirdik sevgili
hicran mevsimine düştük, masallarla büyütüldük
oysa adın anılınca susuyor bütün masallar
kırmızı kokuyor özlemin, gül kırmızısı
ne çok yakışırsınız birbirinize
Sen ve kırmızı!


Sen gittin, hazan düştü bahçemize
Sen gittin, tarumar oldu her şey
Sen gittin, geriye doyumsuz bir aşk bıraktın bize.




kirli yağmurlarla ıslanıyor dünya
güneş, ışığını suçlu indiriyor yeryüzüne
yokluğunda geceler kavuşur mu gündüze!
gel, yıldızlar dökülsün yollarına
müjdelesinler tek tek Muhammed Mustafa’yı
gel, yorgunluk çöreklendi yokluğunda omuzlarımıza
gel, gülü koparmadan sevmeyi öğret bize



seni yaşayınca gülistan oluyor dünya
seni yaşayınca gül kokuyor insan.
geldin! bin dört yüz seneler geçti
rüzgarlara kapıldık firakınla, izini kaybettik
sen sevmeyi, sevilmeyi öğretirken bize
anne karnında kurşun sesleriyle tanıştı bebekler
sen sevgi ekerken, biz ölüm, biz zulüm
biz sevgisizlik koklamaya başladık
ey nebi! senin getirdiğin nurla yeniden dirileceğiz
düştüğümüz yerden, kaybolduğumuz yerden kalkacağız yeniden
ey gelişiyle karanlıkları aydınlığa çeviren sevgili!
bugün gibi, yine bir pazartesiydi gidişin
yüz yirmi beş bin değil şimdi milyonlar diyor ki ey Resûl:
'Allah'ın elçiliğini ifa ettin
vazifeni hakkıyla yerine getirdin
bize vasiyet ve nasihatte bulundun!'
'Şâhid ol yâ Rab! şâhid ol yâ Rab! şâhid ol yâ Rab!'



Zafer Şık

Mam Gunes (Mam) April 22, 2008

Sen gittin ve dondu zaman… Asılı kaldı kuşlar havada. Kursağına takılıp
inmedi sütü aç yavrunun. Batmayı unuttu ertesi sabahın güneşi…
Sen gittin ve dondu zaman. Dinle şu uğultuyu sevgili. Gözyaşları güneşi
söndürdüğünden bu yana karanlığa akıyor bütün yüzler. Erken bir
kıyamet geziniyor Medine sokaklarında. Sensiz ne yapacağını bilemeyen
şu mahşeri kalabalık, sensizlikten sana hicrette. Ve şu telaşlı ayak sesleri
senden kalan bir iz arıyor. Sensiz yetimler bir kez daha yetim, gözler
yaşlı, baharlar gülsüz kalıyor.



İşte mağara arkadaşın SIDDIK. Dost yüzünde kâinat dolusu hüzün var.
Kırgın bakışları hangi hatıranın peşinde kim bilir? Kim bilir nasıl bir acı
kemiriyor ciğerlerini. Kim bilir neler düşünüyor ya da düşünemiyor sen
gideli. Hikmet dokunmuş sesin kulaklarından silinmeden daha yine
susuyor sohbetine ve sana. Deprem artığı yüreğinde yıkılmamak için
sana yaslanıyor ve usulca fısıldıyor kulağına. Sen hayatında da güzeldin,
ölümünde de güzelsin. Öldün bir daha ölmeyeceksin.



Asıl vatanına yürürken bu seslenişi duydun mu sevgili? Ben hangi vakit bu
seslenişe kelime giydirmeye kalksam sırılsıklam olur bütün cümleler.
Sıddık’ın bu seslenişi arşı titretir kaldıramam.



Refiki alaya yürürken Ömer’in kılıcının sesini duydun mu sevgili. Senin
ayrılığına çekmişti kılıcını hattab olan. Sensizliğin ve hasretin vuracaktı
boynunu. Vallahi o güne dek kimse böylesine kırgın, böylesine elemli,
böylesine korkmuş görmemişti Ömer’ini. Usulca gelip yanına saçlarını
okşadın mı sabret dedin mi sevgili?



Aynı hasrete ağlıyor yer ve gök ehli. Bilal’inden başkası değil kanlı
gözyaşları cibrilin kanadına damlayan siyahî köle. Kabenin bülbülü
Bilal’in MUHAMMED deyince sarsılıyor yürekler. MUHAMMED deyince
sarsılıyor ve yere düşüyor Bilal. Takati yok, senden başka kimsesi yok ve
artık sende yoksun sevgili.



İşte can kızın Fatımatüz Zehra. Hasretin nasılda kırılmış bir gül goncasına
benzetmiş onu. Sararmış yüzüyle oraya buraya koşturuyor nefes nefese.
Ve yetimliğin diliyle soruyor sahabelerine.


—Ona nasıl kıydınız? O ellerle mi attınız Allah Resulünün üzerine
toprakları? Nasıl yapabildiniz?



Ey Rabbinin yetim bulup barındırdığı, üzerine ağır gelen yükünü kaldırıp
attığı, âlemlere rahmet kıldığı yetimliği bilirsin sen. Biliyoruz ki Ebvada
annenin saçlarına damlayan gözyaşların yere düşmedi henüz. Biliyoruz ki
senin anne baba diyemeyişine ağlıyor yer gök ve içindekiler. Biliyoruz ki
yetimliği bilirsin sen. Yetim kalan yavrunun yanına gelip saçlarını okşadın
mı, bağrına basıp sabret dedin mi sevgili?



Seni en güzel ahlak üzere yaratana kasem olsun ki. Bize veda edip
giderken yüreğimize çöreklenen acı Ebvada ki o hüzünle kardeştir. Sen
bize bin ana ve bin babadan daha aziz iken kim diyebilir ki bu
gözyaşlarını aynı ana emzirmemiştir. Ey sevgili eğer sensizliğe teselli
cennetlerse istemem. Hasretim sen iken cennete vuslat istenir mi ki?
Bilsen kaç gece kanlı kirpiklerimi topladım hüznün ellerinden. Duysa
cennet ehli rahatsız olurdu inleyişimden. Bilsen gidişin daha dün gibi
sıcak. Seni götürmeye gelen ölüm meleği kapıdan çıkmadı henüz. O gül
tenin soğumadı. Ümmetim deyişin duyuluyor odada. Anlındaki inci inci
ter buharlaşmadı daha.


Bilsen Ebubekir seni son kez anlından öpmedi henüz. İndirmedi kılıcını
yere hattap olan. Ne seni gömen ellere küskünlüğü geçti Fatıma’nın, ne
de çözüldü Bilal’ inin dili. Bilsen sensizlik tüketti beni sevgili.



Gel ey adı kurtuluş olan.Gel ey güzel ötesi güzel.Gel ey yetimlerin
hamisi.Gel de bu asrın analı babalı yetimlerinin de saçlarını okşa.Kana
bulanmış saçlarımıza gül olsun ellerin.Gel ey en hayırlı güvencem.Gel ey
saadet vesilesi.Gel ki sensiz her güzellik yarım kaldı cana.Gel ey
yaratılış ağacının en nurani meyvesi,gel ey gül-i rana.Gel de sonbahar
giyinmiş göğsümüze bahar muştuları duyur ey kainata en hoş seda.Gel ey
sevgili sahibin olan Allah aşkına.Gel ey sevgili hasretinden sütleri kesilen
analar aşkına.Gel ey sevgili açlıktan ve acıdan ağlayan yavrular
aşkına.Gel ey sevgili yetimler günahsızlar garipler aşkına.Gel ey
yüreğimde asırlardır büyüyen aşkım.Gel ey kış ortasında göveren
baharım.Gel ey okyanuslar emziren gözyaşım.Gel ey senden gayrisi
teselli edemez ki beni.MUHAMMED AŞKINA GEL EY MUHMMED…!
HASRETİNİ ANLATMAK ZOR ŞİMDİ…


Hatice Su

Mam Gunes (Mam) April 22, 2008

Yüreklerimizde küçücük güneşler,
Alnımızda secdelerde O’nun Rahmetine bulanmış aydınlık…
Gözümüzde Taif’te payına düşen taşların acıttığı kalbimizin yaşları var şimdi,
Sen yoksun!


Dudaklarımızda naatlar,
Kulaklarımızda çöl kızlarının yaktığı ağıtlar…
Gecelerimizde karanlıklarımızı aydınlatan nurun var,
Sen yoksun!
Efendim!
Sen gittin yenilgiler kaldı,
Kulakları sağır eden uğultular kaldı.
Adresine ulaşmayan söylemler kaldı.
Gittin; kurumuş ırmağa döndü yüreğim.
Kuraklığım kavurdu bedenimi!
Güneşten bile sıcakken kalbim,
Gittin; katılaştı, taşlaştı benliğim!
Sen gittin!
Matem düştü payımıza,
Renklerin tonları soldu.
İlkbaharımızın yeşili,
Yazımızın güneşi soldu.
Sen gittin!
Ekinimizin hasadı yitirdi bereketini.
Günlerimize gece, gönüllerimize hazan düştü.
Sen gittin; her saniye bir asır şimdi,
Sen gittin; hayat aldırmaz oldu hüzne…
Huzur dünyadan çekildi efendim!
Bizler yenik düştük zamana,
“Hayat ancak ahiret hayatıdır” sözünü unuttuk,
Hüsrandayız şimdi…


Senden sonra karanlıklar içinden doğup büyüyen,
Her yanımızı çepeçevre kuşatan aydınlık bir çağrıdır payımıza düşen hasretin.
Senden sonra sonbahar olsa da yaşanan mevsim,
Sonsuzluk âleminden müjdeler veren,
Her kışın bir baharı olduğunu hatırlatan sözlerin var halâ…


Ve bizler…
Bizler, hüzün devirlerinin çorak topraklarında açan güller gibi,
Aydınlığını kuraklığımıza rahmet yapmak için arıyoruz
Ümitle ve sabırla toprağın tohumu beklediği gibi ilkbaharı bekliyoruz…
Efendim!
Bizi de kendi sancağının altında yaralarına merhem bulmuş ümmetinden eyle!
Ben sana sıkıca sarılayım,
Sen bırakma beni hiçliğin kötürüm kollarına!
Bırakma!


Nurdal Durmuş

Mam Gunes (Mam) April 22, 2008

yarım kalsada duan: AMİN AMİN AMİN !

Ey gökleri ve Yeri ve içindekileri yoktan yaratan Rabbim!

Ben bir hiçtim,beni Sen Kudretinle yarattın.
Bana Sen vucüt verdin,hayat verdin,ruh verdin.
Bunları Sen bağışlamasaydın eğer,hiç kimse beni hiçlikten ve yokluktan çıkarıp bu dünyaya göndermezdi.

Ben bir anne ve babadan doğdum.ama ben dünyaya gözümü açmadan önce,onlar da nasıl bir bebek beklediklerini bilmiyorlardı.
Bana Sen kendi dilediğin gibi bir süret verdin.
Bana dünyada hiç kimseye vermediğin bir sima verdin.
Alemlerin Rabbi benim yüzümde,sadece bana ait bir eserini nasıl işlemiş,göreyim ve göstereyim diye.

Bana göz verdin,Senin eserlerini göreyim diye.
Bana kulak verdin,Senin yarattıklarının Seni nasıl zikrediyor işiteyim diye.
Bana akıl verdin,Seni bulayım diye.
Bana dil verdin,Seni zikredeyim diye.
Bana kalp verdin,Seni seveyim diye.
Dünya ve ahiretin bütün nimetlerini önüme serdin ve bana bir arzu verdin”Senden isteyeyim diye”

Vermek istedin.çünki vermek Senin şanındandır.
Onun için bana istemeyi öğrettin.
Aldığım her nefes Senin Rahmetindendir Ya Rabbi.
Eriştiğim her nimet Senin ihsanındandır Ya Rabbi.
Neşem,sevinçim,mutluluk ve huzurum hep Sendendir Ya Rabbi.
Senin gizli açık nimetlerinin sayısını bilemem,hayal bile edemem.bilsem de saymakla bitiremem Ya Rabbi.
Yalnız üzerimdeki en büyük nimetini bilirim:
”Bana şükretmeyi öğreten de Sensin Ya Rabbi”



ŞİMDİ SEN CENNETTE ANNE ŞEFKATİ ARIYORSUN MELEKLERİN HUZURLU KUCAĞINDA.. ŞİMDİ SEN BONCUK BONCUK GÜLÜMSÜYORSUN YALNIZLIĞINA İNAT... ÖPEMEDİĞİN BABA ELİNİ ARIYORSUN SANA GIBTAYLA BAKAN MELEKLERDE..

YARIM KALSADA DUAN: AMİN AMİN AMİN!

Dayseemangk April 21, 2008

Sen hiç bilmedin ama,
ben hep sevdim seni...
Gülümsediğinde,
nazlı ceylanlar inerdi
yüreğimin umut pınarlarına...
Kırkikindiler yağardı ansızın
gönlümün vahalarına...

Sen hiç bilmedin ama,
bir derdin olduğunu anlardım
gözlerin daldığında...
İçim titrerdi,
düşman kesilirdim seni incitenlere,
hüzün dalgaları vururdu
gönlümün kıyılarına...

Sen hiç bilmedin ama,
seni her düşündüğümde
yıldızlar sevgiyle gülümserdi
ruhumun semalarında...
Keyifle uyanırdı düşlerim
rengarenk şafaklara...

Sen hiç bilmedin ama,
gözlerin değdiğinde gözlerime,
yeşerirdi bozkırlarım...
Baharı yaşardım zemherilerde,
sevda kuşları konardı
yüreğimin ucuna...

Sen hiç bilmedin ama,
“Ne haber” dediğinde,
denizine kavuşan martılar gibi
çığlık çığlığa, kanat çırpardı sevinçlerim...
Sihirli bir el değmişcesine
silinirdi bütün hüzünlerim,
günüm aydınlanırdı,
güneşim batmazdı dağlarımda...

Sen hiç bilmedin ama,
kabul etmek istemesem de,
kış ortasında düşen şaşkın cemreler gibi,
zamansız düşmüştüm sevdana...
Sen çoktan geçmiştin o yolları
mümkün değildi geri dönüşün...
Bilirdim vuslatın imkansızlığını,
yollara düşesim gelirdi,
ağlardım kuytularda...

Sen hiç bilmedin ama,
yas tuttum ardından
uzaklara gittiğinde...
Tutunacak bir daldan mahrum kalan
sarmaşıklara döndüm...
Köksüz kaldım,
öksüz kaldım,
sensiz kaldım,
şu koskoca dünyada...

Mam Gunes April 18, 2008

Ey gece, sevdiğime söyle,
yanındayım ben hep,
onunla yüreğim, ellerim, gözlerim.
Ara sıra, o da düşünsün beni,
karanlık çöktüğünde.
Kimbilir,
bir yıldızda birleşir yüreklerimiz belki de...

Ey rüzgâr, sevdiğime söyle,
sen savururken umutları,
diyardan diyara,
toplasın yerlerden hayallerimi,
bassın bağrına sevgiyle...
Kimbilir,
hayaller gerçekleşir belki,
onun eli değdiğinde...

Ey yağmur, sevdiğime söyle,
her toprağa düştüğünde sen,
gözlerim eşlik eder sana,
bilsin, ona söyle.
Bilsin ki,
her yağmurda hatırlasın beni,
tutsun damlaları, yüzüne sürsün,
öpsün damlalar gözlerinden özlemle...

Ey deniz, sevdiğime söyle,
Köpük köpük sahiline vurduğumu.
Unutmasın bıraktığı yerde durduğumu.
Her martı çığlığında, çınlasın sesim,
yüreğinin en derinlerinde...

Ey hayat, sevdiğime söyle,
onsuz bir anlamın olmadığını.
Söyle ona,
deli divane bir gönlün,
kuytularda ağladığını.
Ve Onu unutmadığını, Unutmayacağını...

Ozlem April 17, 2008

titrer ve üşür kanatları aşkın
üşür gider sonsuza ve mahzundur çehresi ve kederli
insan hüznün hep savruk yanı ve insan hep hüznün yoldaşı
bir vakte değen güneşlerde olmasa
insan hep yakalayamadığıdır ardından koştuğunun


çöle susuzluk değdi yine, seraba hakikat mühürlendi, kalbe aşk
hep ürktükçe kaçarken gece şimdi hep sabırla bekledi ve hep zafer
yakın olan uzanırken kalbine yine gül dedi bir ses yine sürur


ey ince sızı, ey derdi derun,ey sözlere tarifsizlik yükleyen mana
nazlı bir sükutta tebessüm edildi diye midir bu sözsüzlüğün
hasrete dair kaç kelime varsa al senindir, helaldir ve kalbimden
yeter ki hicran ve sızı su bulsun çölde yeter ki yeşil düşsün rüyama
yeter ki vuslat


hayat, kundağında ağlayan bebek ve masum ve temiz
ve günahsız ama düşte
düşte düştü kalbime ve düş diye aldırmadım
ki oysa düşmüş en güzel hayalmiş en sadık ve huzur
ve sevdayken hayat,uyanmış düşten bebek ve gözyaşı


kalbi umut demlemiş bir ömür ve hayali aşk, hayali ALLAH
yine kırmış zinciri, yine insanlar cahil, yine derdi derun, yine diyarı aşk
büyümüş bebek kocaman olmuş aklı bir derya ve namütenahi meta
ama gece gördükçe ağlarmış neden bilinmezmiş
kalbi hep küçük kalmış,kalbi hep temiz, kalbi hep öksüz kalbi hem yetim


dua sardım kalbime dilime dua ve sabrıma dua
dualar kadar insanmış insan, dualar kadar kalbi yükselirmiş o kadar güzel
avucundan tanınırmış insan , avucundaki kadar büyürmüş avuçları kadar aşk



çöle vurgun mu dedin gül ya da çöl mü güle vurgun hangisi daha derin
gel ey kalbe mihman olan uyandır bu uykuyu hadi dua edelim
hadi hayat aşk olsun
bir niyazlık umudun gölgesi tebessüm eder ve ebedi sürur
kanatlarına sarmış bir kuş aşkı vebir bebek ona meftun yine sabrı cemil...


ey suya susamış ırmak, ey güneşe meftun gün, ey ışığa aşık sabah
tezatları eritte gel ey güzel, ardına kadar açık ruhum
bakışlarım zamana asılı kaldı nerdesin ey hissi sürur
lütfeyle gel gamı eriten huzur vakittir, vuslat kokar kalbi güle meftun
dualar göğerir, göğerir de can bulur bir canan
ıslah olur diken bil ey kalbim
Sabrun minallahi ve fethun garib...

Ozlem April 14, 2008

**HAPPY 1ST BIRTHDAY EFE **

Are there birthdays up in heaven
does an angel blow his horn
announcing to all the angels
this is the day you were born...

Can the stars be your balloons
and angel food your cake
presents wrapped in moonbeams
all the angels helped to make...

So i'll whisper a little prayer today
asking everyone up above
to sing you a happy birthday song
and give you all our love...

~~ HAPPY BIRTHDAY EFE ~~

Thinking about you always ~~ Love Elaine..x♥x

Elaine Smith (Friend) April 10, 2008

----------------()—()- -()—()
-------------||--||- -||—||—||
-----------{*~*~*~*~ *~*~*~}
----------@@@@@@@@@@ @@@
------ {~*~*~*~*~*~* ~*~*~*~}
---- @@@@@@@@@@@@@@ @@
---{~*~*~*~*~HAPPY ~*~*~*~}
---{~*~*~*~ BIRTHDAY ~*~*~*~}
---{~*~*~*~*~EFE~* ~*~*~*~}
---@@@@@@@@@@@@@@@@@ @@

~*~Have alovely Birthday Party EFE~*~
~~**~Lots of Love & Birthday Kisses ~~**~
xXxXxXxXxXxXxXxXxXxXxXxXxXxXxXxXxXxXxXx

Elaine Smith (Friend) April 10, 2008
page:
3
... 22

Efe doesn't have any gifts yet. Why not be the first to add one?

Click here to leave Efe a gift

All proceeds from gifts go to the upkeep of GoneTooSoon and help keep this site free.